Serhat Kılıç: Müzikoman benzersiz bir şov

featured

◊ Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunusunuz. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan rejisörlük yüksek lisansınız var. Oyunculuğun ne kadarı yetenekle, ne kadarı eğitimle ilgili?

– İkisi de çok önemli. Günümüzde oyuncu olmak, şöhret olmak, TV’de görünmek gibi tanımların hepsi karışmış durumda. İyi bir eğitim almazsanız, yeteneklerinizi keşfetmek ve onları kullanmakta ustalaşmak tamamen sizin inisiyatifinize kalır. Bu da çoğu zaman becerilerinizi nasıl kullanacağınızı öğrenemeden bir “ürün” olarak emekli olmanıza                sebep olur.

◊ “Seksenler”in Ergun Plak’ı ve “Söz”ün Çolak’ı unutulmayan rollerinizden. Bir karakteri oynamaya nasıl karar veriyorsunuz?

– Ergun Plak’ın da, terörist Çolak’ın da üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ fenomen olmasının sebebi; benim bir tipleme yapmak yerine karakter inşa etmeyi tercih etmemden kaynaklanıyor olabilir. Zaten eğitim de bu işe yarar. Donanımlı bir oyuncu, senaryoyu okurken hikâye örüntüsünün dinamiklerini sarsacak karakterin hangisi olduğunu hemen görür ve tanır. Bunu ya eğitimi sayesinde yapar ya da içgüdüsel olarak yakalar o karakteri. Hatta karakterin güçlü olması da yetmez. O karakteri oynarken, yapacağı tercihleri ve aksesuvar, kostüm gibi materyalleri bir araya getirip gerçek bir karakter inşa etmeye başlar. Bunu seyirci de muhakkak fark eder.

BAŞKA ÖRNEĞİ YOK

◊ “Müzikoman/Saçmalıklar Çağı” adlı gösterinizi konuşalım…

– Çok iddialı bir iş. Türkiye’de şimdilik başka bir örneği yok. Kimsenin bu işi bir şeye benzetme çabasına girmesine de gerek yok. Çünkü iş benzersiz. Hayatını sahneye adamış bir aktör olarak, ortaya çıkan bu şovun benzersiz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunu da 25 yılda bir söylerim, kimse kusura bakmasın. Kusura bakmak isteyen, 2 Haziran’da Dada Salon Kabarett’te olsun, neler olduğuna birlikte bakalım.

◊ “Müzikoman” dışında sadece şarkı söylediğiniz sahne programlarınız da var değil mi?

– Bu soru için çok teşekkür ederim. “Müzikoman”ı sahne programlarımdan biri zanneden çok kişi var maalesef. “Müzikoman” bir şov, tek kişilik bir gösteri. İçinde müzikten, şarkıdan, şiirden çok ötesi var. Müzik üzerinden toplum okuması yaptığımız özel bir içerik. Diğerleri şarkı söylediğim sahne programları. Söylemek istediğim şarkıları 5 yıldır İstanbul Swissôtel’de, Gabbro Maçka’da söylüyorum zaten. Yaklaşık 3 saat sahnede kalıyorum ve her sahneden indiğimde 1 kilo eksik çıkıyorum.

SAÇMALIKLA DOLU BİR ÇAĞ

◊ “Müzikoman”ın alt başlığı neden “Saçmalıklar Çağı”?

– “Saçmalıklar çağı” benim ortaya attığım bir kavram değil. Dünyanın önemli sosyologları ve filozofları, yaşadığımız çağı böyle isimlendiriyor. Saçmalıklarla dolu bir çağın tanıklarıyız. Telefonlarımızın, arabalarımızın, evlerimizin bizden daha akıllı olması gibi… Akıllı arabalar, içinde insan olmadığında daha az kaza yapıyor mesela. Çoğu insan telefonunun şarjı bitince navigasyonsuz toplantıya gidemiyor. “Müzikoman”, bütün bunları müzik üzerinden çok eğlenceli bir dille okuyor. 

◊ Buna bir tiyatro oyunu da diyemeyiz değil mi?

– Hayır. Bir tiyatro oyununda bu kadar önemli meseleleri, bu kadar kısa sürede, her türden seyirciyi aynı coşkuyla eğlendirerek ve duygulandırarak tartışmak, güldürmek mümkün değil. Bu yüzden “Müzikoman”, müzik üzerinden keşfettiğimiz bakış açısıyla, hikâyeleriyle, orkestrasıyla ve önümüzdeki yıllarda seyirciye yaşatacaklarıyla özgün bir iş…

ŞÖHRETİN PEŞİNE DÜŞMEDİM

“Seksenler” dizisiyle tanındınız. Şöhreti geç mi yakaladınız sizce?

– Hiç öyle değil. Tam zamanında oldu her şey… 10 yılımı Anadolu’da devlet tiyatroları sanatçısı olarak geçirdim. Turneye gittiğim yerler daha il bile değildi o zamanlar. Okulu bitirir bitirmez İstanbul’a gelip şöhret olmanın peşine düşmedim. Zaten geldikten sonra 1-2 yıl içinde şöhret dediğiniz şeyi yakalamıştım. Bizim gibi oyuncular için “şöhret” kelimesi, içinde çok pozitif şeyler barındıran bir kavram değil. İyi bir aktörün şöhretli olduğu zamanlarla şöhretsiz olduğu zamanlar arasında sadece fiyatı fark eder belki. Hatta önemli aktörler en iyi performanslarını en az para kazandıkları işlerde gösterirler. Şöhret çoğu zaman aktörler üzerinde öyle bir baskı kurar ki, şöhreti yüzünden tercih etmek zorunda kaldığı işler, hem performansından hem aktörlüğünden kaybettirir. Çoğu aktörün en iyi performansları televizyonda şöhret olmadan önceki performanslarıdır.

Yani şöhret olmak tercih ettiğiniz bir şey değil, öyle mi?

– Amaçlarım arasında yok ama araç olarak kazandırdığı avantajları da reddetmedim. Aktör olmak istemekle şöhret olmayı istemek farklı şeyler. Şöhret olmak başka bir tercih, aktörlükse bir meslek… Şöhretin zorunlulukları ve farkındalıkları başka, aktörlüğün dinamikleri bambaşka…

ORTALIK YANGIN YERİ

◊ Bulunduğunuz sektördeki işleri nasıl buluyorsunuz?

– Açıkçası ortalık yangın yeri gibi… İyi bir hikâye bulmak o kadar zor ki… İyi bir senaryo çıkmıyor, iyi bir proje çıkmıyor. İki tane arkadaşımız romantik anlar yaşayacak diye bir sezon boyunca hop oturup hop kalkan bir seyircinin peşine düşülmüş bütün işlerde. Aynı amaca odaklanmış projeler içinden seçim yapmak hiç kolay değil. Seyircinin bile tercihini etkileyen faktörler farklı… Seyirci de hikâyeye bakmıyor artık, bir mağazanın vitrine bakar gibi dizinin vitrinindeki malzemelere bakıyor çoğunlukla.